Rubrik: Jeopolitik
Format: Özel Rapor
Yazar: Sinisa Brkic (sb)
Avusturya Başbakanı Christian Stocker bugün resmi temaslarda bulunmak üzere Ankara’da. Gündemin merkezinde ekonomi, göç, güvenlik, Ukrayna’daki savaş ve Orta Doğu’daki krizler bulunuyor. Ancak ziyaret, klasik bir diplomatik temasın ötesine geçiyor. Viyana, Avrupa’nın güvenliği, göç politikası ve ekonomik çıkarları açısından ağırlığı giderek artan Türkiye ile daha işlevsel ve dayanıklı bir ilişki kurmaya çalışıyor.
Bu özel raporun bilgi durumu 10 Ağustos 2026 öğle saatlerini esas almaktadır. Stocker ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasındaki görüşmenin öğleden sonra yapılması planlanmıştır. Bu nedenle görüşmelerden çıkacak somut sonuçlar henüz bu değerlendirmeye dahil değildir.
Bu ziyaret diplomatik bir nezaket temasından daha fazlası
Türk tarafının resmi açıklamalarında gündem geniş tutuluyor. Avusturya ile Türkiye arasındaki ilişkilerin kapsamlı biçimde değerlendirilmesi, iş birliğinin geliştirilmesi ve bölgesel ile uluslararası gelişmelerin ele alınması bekleniyor. Avusturya tarafında ise başlıklar daha somut: ekonomi, göç, güvenlik, Ukrayna ve Orta Doğu.
Ancak ziyaretin siyasi önemi yalnızca bu başlıklarla açıklanamaz. Stocker’ın Ankara ziyareti, yıllarca sorunlu seyreden ikili ilişkileri işlevsel bir çıkar ortaklığına dönüştürme çabasının yeni aşamasını temsil ediyor. Ankara ile Viyana’nın siyasi olarak birbirine yaklaşması veya geçmişteki tüm görüş ayrılıklarını ortadan kaldırması gerekmiyor. Asıl değişiklik, iki tarafın da karşılıklı bağımlılığın artık geçmişteki siyasi çatışmalardan daha ağır bastığı alanları açık biçimde görmeye başlaması.
Gerilim döneminden kontrollü normalleşmeye
Avusturya, uzun yıllar Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğine en mesafeli yaklaşan ülkeler arasında yer aldı. Özellikle 2016 sonrasında ikili siyasi atmosfer ciddi biçimde bozuldu ve Türkiye’nin Avrupa Birliği ile üyelik müzakereleri giderek fiilen durma noktasına geldi. Bugün ise hem Ankara hem de Viyana, ilişkilerde yeni ve daha pragmatik bir döneme girmiş durumda.
Bu normalleşme Stocker ile başlamadı. Eski Başbakan Karl Nehammer Ekim 2023’te İçişleri ve Ekonomi bakanlarıyla Ankara’ya gitmiş ve Erdoğan ile görüşmüştü. Avusturya Dışişleri Bakanı Beate Meinl Reisinger de bu yılın nisan ayında Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ı Viyana’da ağırladı. Ekonomi, göç, güvenlik ve Türkiye’nin bölgesel krizlerdeki rolü o görüşmenin de temel başlıkları arasındaydı.
Stocker’ın bugünkü ziyareti bu nedenle bir başlangıçtan çok, daha önce başlatılmış siyasi yön değişikliğinin devamı niteliğinde. Asıl dikkat çekici nokta ise Türkiye’ye ilişkin Avrupa’daki tartışmanın giderek başka bir zemine kayması. Geçmişte soru, Türkiye’nin Avrupa’ya ne ölçüde yaklaşacağıydı. Bugün ise Avrupa’nın daha bağımsız hareket eden ve jeopolitik konumunu daha belirgin kullanan bir Türkiye ile nasıl çalışacağı tartışılıyor.
Göç meselesinde Ankara belirleyici bir konuma sahip
Türkiye’nin Avusturya açısından stratejik öneminin en belirgin alanlarından biri göç politikası. Türkiye halen milyonlarca Suriyelinin yanı sıra farklı ülkelerden yüz binlerce mülteci ve sığınmacıya ev sahipliği yapıyor. Avrupa Birliği de 2011 yılından bu yana Türkiye’deki mülteciler ve onları barındıran yerel topluluklar için milyarlarca avroluk destek sağladı.
Bu tablo, Ankara’nın Avrupa’nın göç politikası açısından neden sıradan bir ortak olmadığını gösteriyor. Türkiye, Orta Doğu ile Güneydoğu Avrupa arasındaki başlıca göç güzergahlarının üzerinde bulunuyor ve sınır yönetimi, geri dönüşler ile düzensiz göçle mücadelede önemli bir konuma sahip. Bu iş birliğinin işlemesi, Avusturya açısından doğrudan iç siyasi sonuçlar doğurabilecek kadar önemli.
Viyana aynı zamanda Suriyelilerin güvenli ve gönüllü geri dönüş imkanlarını da yakından izliyor. Avusturya, düzensiz göçün azaltılması ve sınır güvenliğinin güçlendirilmesi konusunda Ankara ile daha yakın koordinasyon arıyor. Böylece dış politika ile Avusturya’nın iç siyasetinde son derece hassas olan göç meselesi doğrudan birbirine bağlanıyor.
Ankara’nın Avrupa’ya doğru göç hareketlerini istediği anda açıp kapatabilecek basit bir mekanizmaya sahip olduğunu söylemek doğru olmaz. Buna rağmen Türkiye’nin coğrafi konumu, ülkedeki geniş mülteci nüfusu ve güvenlik kapasitesi Erdoğan hükümetine Avrupa için son derece kritik bir alanda önemli bir etki sağlıyor.
Stocker Ankara’ya yalnızca siyasi bir gündemle gelmedi
Stocker’ın beraberindeki heyet, ziyaretin ekonomik boyutunun ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Altyapı Bakanı Peter Hanke ile Avusturya Ticaret Odası Başkan Yardımcısı Wolfgang Hesoun da Ankara’daki temaslarda yer alıyor. Bu bileşim, Viyana’nın Türkiye ile ilişkilerinde yalnızca siyasi mesaj değil, somut ekonomik fırsatlar aradığını ortaya koyuyor.
İki ülke arasındaki mal ticareti zaten yüksek bir seviyeye ulaşmış durumda. Avusturya 2025 yılında Türkiye’den yaklaşık 3 milyar avroluk mal ithal ederken Türkiye’ye yaklaşık 1,8 milyar avroluk ihracat gerçekleştirdi. Toplam mal ticareti yaklaşık 4,8 milyar avroya ulaştı. Bu tabloda Avusturya yaklaşık 1,2 milyar avroluk dış ticaret açığı verdi.
Avusturya açısından altyapı, çevreci teknolojiler ve ulaşım sektörleri yeni ekonomik fırsatlar barındırıyor. Türkiye’de Avusturya sermayeli çok sayıda şirketin faaliyet göstermesi de ekonomik bağların yalnızca ihracat ve ithalattan ibaret olmadığını gösteriyor. Seksen milyonu aşan nüfusu, geniş sanayi altyapısı ve Avrupa tedarik zincirlerine yakınlığı, Türkiye’yi Avusturya gibi ihracata dayalı bir ekonomi için görmezden gelinemeyecek bir pazar haline getiriyor.
Ancak bu ilişki tek taraflı bir bağımlılık olarak okunmamalı. Avrupa Birliği, Türkiye’nin açık ara en önemli ekonomik ortaklarından biri olmaya devam ediyor. Türk ihracatının çok önemli bir bölümü Avrupa pazarına yönelirken, Türkiye’nin ithalatında da Avrupa ülkeleri merkezi bir ağırlığa sahip.
Asıl güç dengesi tam da burada oluşuyor. Avrupa, göçten güvenliğe kadar birçok alanda Türkiye’ye ihtiyaç duyuyor. Türkiye ise Avrupa’nın pazarına, yatırımlarına, sermayesine ve sanayi bağlantılarına ihtiyaç duyuyor. Bu nedenle ortaya çıkan ilişki, tek yönlü bir bağımlılıktan çok karşılıklı ve giderek daha soğukkanlı biçimde hesaplanan bir çıkar düzenine benziyor.
Ankara, Viyana için jeopolitik bir erişim noktası
Türkiye’nin önemini artıran ikinci temel unsur, klasik ikili ilişkilerin ötesinde bulunuyor. Türkiye NATO üyesi, önemli bir askeri kapasiteye sahip ve Akdeniz ile Karadeniz arasındaki geçiş yollarını kontrol ediyor. Aynı zamanda Avusturya’nın doğrudan etkisinin sınırlı kaldığı birçok bölgede siyasi ve diplomatik kanallara sahip.
Bu durum özellikle Rusya’nın Ukrayna’ya karşı yürüttüğü savaşta önem kazanıyor. Türkiye hem Ukrayna hem de Rusya ile doğrudan ilişkilerini sürdürüyor ve farklı güç merkezleri arasında kendi hareket alanını korumaya çalışıyor. Erdoğan ile Stocker arasında Temmuz 2025’te yapılan telefon görüşmesinde de savaş ve kalıcı barışa giden olası yollar gündeme gelmişti.
Benzer bir tablo Orta Doğu için de geçerli. Avusturya diplomatik pozisyonlar geliştirebilir ve Avrupa Birliği politikalarına katkı sağlayabilir, ancak bölgede doğrudan güç kullanabilecek veya dengeleri tek başına değiştirebilecek imkanlara sahip değil. Türkiye ise bölgedeki gelişmelerden doğrudan etkileniyor, askeri varlık gösteriyor ve çeşitli ekonomik ile siyasi ağların içinde bulunuyor.
Bu nedenle Ankara ile işleyen bir siyasi kanal Viyana açısından yalnızca ikili ilişki anlamına gelmiyor. Aynı zamanda Avusturya’ya birden fazla jeopolitik kriz alanında doğrudan masada bulunan bir aktöre erişim sağlıyor.
Asıl zor soru: Stocker Erdoğan karşısında ne kadar açık konuşacak?
Ziyaretin daha hassas bir boyutu da bulunuyor. Stocker’ın ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü ve siyasi muhalefete yönelik uygulamalar konusunu gündeme getirmesi bekleniyor. Buna rağmen program kapsamında Türk muhalefetinin temsilcileriyle ayrı bir görüşme planlanmış değil.
Bu meseleler yalnızca diplomatik protokol gereği dile getirilen başlıklar değil. Avrupa kurumları son yıllarda Türkiye’de ifade özgürlüğü, medya üzerindeki baskılar, gazetecilere yönelik yargı süreçleri ve hükümete eleştirel yaklaşan çevreler üzerindeki idari baskılar konusunda ciddi eleştiriler yöneltti. Muhalefet siyasetçilerine ve muhalefet tarafından yönetilen belediyelere karşı yürütülen hukuki süreçler de Avrupa ile Türkiye arasındaki temel siyasi gerilim alanlarından biri olmaya devam ediyor.
Özellikle seçilmiş belediye başkanları ve diğer muhalefet temsilcilerine yönelik soruşturmalar, tutuklamalar ve görevden alma süreçleri siyasi çoğulculuk açısından tartışma yaratıyor. Stocker’ın Ankara’daki olası eleştirileri de bu genel arka plan içinde değerlendirilmek zorunda.
Avusturya Başbakanı açısından burada klasik bir dış politika ikilemi bulunuyor. Hukukun üstünlüğü ve basın özgürlüğü konusunda sessiz kalması halinde ziyaret, koşulsuz bir normalleşme görüntüsü verebilir. Yalnızca eleştiriye odaklanması halinde ise Viyana’nın tam da bu ziyaretle güçlendirmek istediği çalışma zemini zayıflayabilir.
Ziyaretin siyasi kalitesi bu nedenle yalnızca imzalanacak anlaşmalarla ölçülmeyecek. Stocker’ın iş birliği ile siyasi itirazı aynı anda ve inandırıcı biçimde temsil edip edememesi de belirleyici olacak.
Eski Türkiye tartışmasının sonu
Stocker’ın Ankara ziyaretinde dikkat çeken asıl değişim, iki ülkenin birbirine ne kadar yakınlaştığı sorusundan ziyade Avrupa’daki Türkiye tartışmasının nasıl dönüştüğünde yatıyor. Türkiye’nin olası Avrupa Birliği üyeliği üzerinden yürütülen eski tartışma giderek merkezden uzaklaşıyor.
Türkiye’nin Avrupa Birliği üyelik süreci yıllardır fiilen donmuş durumda. Buna karşılık Brüksel ile Ankara arasındaki pratik iş birliği son dönemde yeniden yoğunlaştı. Göç, güvenlik, ticaret, ekonomi, teknoloji, tarım, sağlık ve iklim gibi alanlarda üst düzey temaslar yeniden artıyor.
Böylece ortaya farklı bir ilişki modeli çıkıyor. Türkiye hukuken aday ülke statüsünü koruyor, fakat siyasi pratikte giderek Avrupa’nın yakın çevresindeki stratejik bir bölgesel güç olarak ele alınıyor. Brüksel ile Ankara belirli alanlarda birlikte çalışırken demokrasi, hukukun üstünlüğü ve dış politika konularındaki ciddi görüş ayrılıkları ortadan kalkmıyor.
Stocker’ın Ankara ziyareti tam olarak bu yeni modele oturuyor.
Erdoğan Avusturya’dan ne bekliyor?
Türkiye açısından Avusturya, Almanya, Fransa veya İtalya ile aynı siyasi ağırlığa sahip değil. Buna rağmen Avrupa Birliği üyesi olması, önemli yatırım bağlantılarına sahip bulunması ve Orta Avrupa ekonomik alanındaki konumu nedeniyle Viyana Ankara için değerli bir ortak.
Avusturya ile kalıcı biçimde iyileşen ilişkiler, Türkiye açısından geçmişte Avrupa içinde en eleştirel aktörlerden birinin tutumunun yumuşaması anlamına da geliyor. Bu durum Ankara’nın daha geniş Avrupa stratejisi bakımından siyasi önem taşıyor.
Türkiye ayrıca Avrupa Birliği ile ekonomik ilişkilerin derinleşmesini istiyor. Gümrük Birliği’nin modernizasyonu uzun süredir Ankara’nın temel taleplerinden biri. Bu nedenle Türkiye’nin tek tek Avrupa Birliği ülkeleriyle daha iyi ilişkiler kurması, daha geniş ekonomik hedeflerinin de bir parçası olarak değerlendirilebilir.
Erdoğan’ın Stocker’ı kabul etmesi bu bakımdan tek taraflı bir diplomatik jest değil. Türkiye de yatırım, güvenilir ihracat pazarları, ekonomik iş birliği ve Avrupa içindeki siyasi temas kanalları arıyor. Ankara son yıllarda jeopolitik hareket alanını genişletmiş olsa da ekonomik bakımdan Avrupa pazarıyla derin biçimde bağlantılı kalmaya devam ediyor.
Stocker Ankara’dan neyle dönmek istiyor?
Avusturya açısından başarılı bir ziyaretin ölçüsü büyük ve gösterişli bir anlaşma olmayabilir. Göç ve güvenlik alanlarında daha sağlam çalışma kanalları kurulması, Avusturyalı şirketler için daha elverişli koşullar yaratılması ve uluslararası krizler sırasında Erdoğan ile doğrudan siyasi iletişim kurulabilmesi Viyana açısından daha kalıcı sonuçlar doğurabilir.
Stocker’ın amacı, Avusturya için aynı anda birkaç alanda önem taşıyan bir ilişkiyi daha kurumsal ve öngörülebilir hale getirmek. Ankara ile ilişkilerin yalnızca tek tek hükümetlerin kişisel diplomasisine bağlı kalmaması, uzun vadede Avusturya’nın çıkarına.
Ziyaretin Türkiye’deki iç siyasi gelişmelere yönelik eleştirilere rağmen gerçekleşmesi de bu gerçeği ortaya koyuyor. Dış politika yalnızca siyasi sistemleri ve değerleri bütünüyle örtüşen ülkeler arasında yürütülmüyor. Özellikle Avusturya gibi orta ölçekli bir Avrupa Birliği ülkesi, güvenlik, ekonomi ve Avrupa politikalarının kesiştiği bölgelerde etkili aktörlerle konuşma kapasitesini korumak zorunda.
Siyasi yanılsama olmadan ortaklık
Ankara ziyareti, Avusturya’nın Türkiye’ye bakışındaki önemli bir değişimi görünür kılıyor. Viyana artık Türkiye’yi öncelikle eski Avrupa Birliği üyeliği tartışması üzerinden değerlendirmiyor. Göç, güvenlik, ticaret, bölgesel istikrar ve jeopolitik erişim, ilişkinin yeni ağırlık merkezlerini oluşturuyor.
Bu yaklaşım geçmiş yıllara kıyasla daha pragmatik, fakat kesinlikle daha kolay değil. Tam tersine, çıkarların yakınlaşması değerler alanındaki çatışmaları daha görünür hale getiriyor. Ekonomik ve güvenlik temelli iş birliği derinleştikçe, demokrasi, hukukun üstünlüğü, basın özgürlüğü ve siyasi çoğulculuk konularında Viyana’nın nasıl bir tutum göstereceği daha fazla önem kazanıyor.
Stocker’ın Erdoğan ile görüşmesini sıradan bir dış ziyaret olmaktan çıkaran da tam olarak bu denge. Viyana, Ankara’nın Avusturya’nın temel çıkarları açısından artık siyasi mesafe üzerinden yönetilemeyecek kadar önemli olduğunu kabul ediyor. Ancak yeni yakınlaşmanın güvenilirliği, Avusturya’nın kendi demokratik ve hukuki ölçütlerini ekonomik ve güvenlik çıkarlarının gerisinde bırakıp bırakmayacağına bağlı olacak.
Bugünkü Ankara ziyareti bu nedenle yalnızca Avusturya ile Türkiye arasındaki ilişkilere dair bir işaret değil. Aynı zamanda Avrupa dış politikasının yeni gerçekliğini yansıtıyor. Eski siyasi beklentilerin yerini giderek daha fazla çıkarlar, karşılıklı bağımlılıklar ve zor ortaklarla dahi sürekli konuşabilme kapasitesi alıyor.
Stocker Erdoğan ile görüşüyor: Avusturya için Türkiye neden stratejik önem taşıyor? Avusturya Başbakanı Christian Stocker Ankara’da Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşüyor. Göç, ekonomi, güvenlik, Ukrayna, Orta Doğu ve Avusturya ile Türkiye arasındaki yeni yakınlaşmanın arka planı.
Kommentar hinzufügen
Kommentare